Zeynel Emre: “Mevcut İktidarın Yargı Kolları, CHP’nin Kurumsal Kimliğini ve Halkın Umudunu Hedef Almaktadır!”

13.04.2026

Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Sözcüsü Zeynel Emre, Ankara İl Başkanı Ümit Erkol’un tutuklanmasını “siyasi kumpas” olarak nitelendirerek, iktidarın yargıyı bir operasyon kolu gibi kullandığını vurguladı. AİHM’in Ekrem İmamoğlu davası için aldığı “öncelikli inceleme” kararını ve iktidarın doğayı talan eden özelleştirme politikalarını eleştiren Emre; Türk Telekom’daki 15 milyar dolarlık kamu zararından askeri sağlık sisteminin yeniden kurulmasına, maden sahalarının yarattığı doğa tahribatından ülkedeki ürkütücü suç istatistiklerine kadar pek çok kritik başlıkta çarpıcı açıklamalarda bulundu. “Bu enkazdan kurtuluşun yolu sandıktır” ifadelerini kullanan Emre, CHP Genel Başkanlık İstanbul Çalışma Ofisi'nde düzenlediği basın toplantısında şunları söyledi:

“ÜMİT ERKOL’UN TUTUKLANMASI BİR KUMPASTIR”

Değerli basın mensupları, kıymetli yurttaşlarımız, hepinizi Cumhuriyet Halk Partisi adına sevgi ve saygıyla selamlıyorum.

Değerli arkadaşlar, önemli konuların altını çizeceğiz bugün. Biliyorsunuz geçtiğimiz günlerde Ankara İl Başkanımız Ümit Erkol da tıpkı diğer seçilmişler, diğer partimizin yetkilileri gibi büyük bir kumpasa uğrayarak tutuklandı.

Ülkemiz karanlık bir süreçten geçmektedir. Özellikle Cumhuriyet Halk Partisi'nin 31 Mart 2024 yılında bu ülkenin birinci partisi olması, mevcut iktidar partisinin de yıllar sonra ikinci parti pozisyonuna gelmesi sonrasında ele geçirdiği yargı kollarıyla birlikte gerek partimizin cumhurbaşkanı adayına. 15,5 milyon oy almış yani gönüllü sandıklarından vatandaşın oyunu almış, 25 milyon imza toplamış cumhurbaşkanı adayımıza yapılan kumpas, diğer belediye başkanlarımıza yönelik kumpas davaları. Bu dosyaların içeriğine baktığımızda yargılamaları devam ediyor. Bildiğimiz ceza hukukunun temel ilkeleri anlamında geçerliliği olmayan soyut iddialara dayalı, somut delillerin bulunmadığı dosyalarla karşı karşıyayız.

Ankara İl Başkanımız Ümit Erkol da bir kooperatif davası ki yıllardır süren soruşturma. Bu soruşturmalar neticesinde alınan defalarca bilirkişi raporları, MASAK raporları, dinlenen tanıklar ve bu dosya kapsamında gerek önceki büyükşehir belediye başkanımız, gerekse İzmir il başkanımızın tutuklanması sonrasında bu kez de başkentin il başkanı tutuklandı. Şimdi kimse bu yaşanan süreci normal bir yargılama gibi değerlendirmemizi beklemesin. Bu elbette tüm vatandaşlarımız da görüyor ki eline geçirdikleri yargıyla birlikte biz ona Adalet ve Kalkınma Partisi'nin yargı kolları diyoruz. Bütün gücüyle Cumhuriyet Halk Partisi'nin kurumsal kimliğini ortadan kaldırmak, seçilmişlerin iradesini kırmak, halkın umudunu kırmak maksadıyla yapılan seri operasyonlardır. Türkiye'de kooperatif davasından gidin bakın bu davalardan tutuklu dahi bulamazsınız. Böylesine önemli pozisyonda bulunan kimseleri siyaseten saf dışına bırakmak için yapılan operasyonlar karşısında dimdik durmaya devam edeceğiz. Çünkü Cumhuriyet Halk Partisi ölümü göze alanların partisidir. Cumhuriyet Halk Partisi savaş meydanlarında kurulmuştur. Cumhuriyet Halk Partisi Kuvayı Milliye ruhudur ve lideri Mustafa Kemal Atatürk 41 kez suikastla karşılaşmasına rağmen inandığı yoldan dönmemiştir. Biz de inandığımız yoldan yürümeye kararlılıkla devam edeceğiz.

“AİHM, İMAMOĞLU DAVASI İÇİN ÖNCELİKLİ İNCELEME KARARI ALDI”

Değerli arkadaşlar, biz davaların siyasi olduğunu söylüyoruz. Biliyorsunuz geçtiğimiz günlerde Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'ne Sayın İmamoğlu'nun başvurusu sonrasında AİHM'in bir değerlendirmesi oldu. Dedi ki bu dosya ile ilgili öncelikli inceleme kararı aldı. Yani öncelikli inceleme kararı aldığı dosyalar en fazla ortalama 6 hafta içerisinde sonlandırılıyor. Ve burada Türkiye'ye yönelik 6 soru sordu. Sormuş olduğu 6 sorunun 4’ü benzer durumlarda sormuş olduğu matbu sorulardır. Burada 5. ve 6. sormuş olduğu soruya baktığınız zaman bir defa politik amaçlı tutuklama iddiası ve davanın siyasi niteliğini irdelediğini görüyorsunuz. Ve yine Sayın İmamoğlu'nun Cumhurbaşkanlığı adaylığı süreci seçme seçilme hakkına yönelik müdahale konusunda da bir sorgulama yaptığını görüyorsunuz. Esasında başından beri bizim ortaya koyduğumuz tezin doğruluğu bir yönüyle de burada ortaya çıkmış oluyor. Bu sorulara cevap verdikten sonra da bir ihlal kararı vermesi muhtemeldir. Görünen odur. Türkiye'de uzunca bir süredir AİHM ve Anayasa Mahkemesi kararlarının bağlayıcılığına rağmen tanınmamasından kaynaklı çok ciddi maddi ve manevi zararlara uğramaktadır. Biz buradan iyi bir karar, hakkaniyetli bir karar çıkmasını ve bu kararın da anayasa 90'da yazdığı şekliyle bizim açımızdan bağlayıcı olduğunun altını çizelim ve bunu da takip ettiğimizi belirtelim.

“63 MİLYAR DOLARLIK ÖZELLEŞTİRME VE BLACKROCK CEO'SU İLE FOTOĞRAF”

Değerli arkadaşlar, biz Cumhuriyet Halk Partisi olarak büyük saldırılar altındayız. Buna karşın vatandaşımızın gerçek gündemini de söylemekten geri durmayacağız. Çünkü vatandaşımız yoksullukla boğuşuyor. Vatandaşımız çocuklarının geleceğini düşünüyor, eğitimini düşünüyor. Bir yandan da ülkesinin madenlerinin, ormanlarının, bu ülkenin ta cumhuriyet döneminden kalma mallarının nasıl peşkeş çekildiğini görüyor. Bakın bu iktidar göreve geldiğinden bugüne kadar yapmış olduğu özelleştirmelerle binlerce mülkü, fabrikayı, limanları sattığını görüyorsunuz.

Toplam özelleştirmeden gelen gelirin 63 milyar dolar olduğu, gerçekten satılan mallara baktığımız zaman ise bunun çok daha üzerinde rakamlara tekabül ettiğini görebiliyoruz. Ve bu konuyla ilgili son yıllarda da, son aylarda özellikle büyük bir hızlanma olduğunu görüyoruz. Bakın geçtiğimiz gün tabii o kadar çok şey satıldı ki sıra otoyollara kaldı, ormanlara kaldı, milli parklara kaldı. Buralara satmak istiyorlar. Ve geçtiğimiz gün Sayın Erdoğan'ın bir açıklaması var evlere şenlik. Diyor ki efendim bizim gündemimizde seçim falan yok. Gündemimizde ne var? Türkiye'yi çok uluslu şirketler için bölgesel yönetim merkezi olarak güçlü bir şekilde konumlandırmak. Bunun için de yoğun çaba sarf ediyoruz. Şimdi bu açıklamadan şunu anlayamıyoruz. Bizim ülkemize fabrika mı yapılacak? Bizim ülkemize yatırım mı yapılacak? Katma değeri yüksek ürünler mi üretilecek bu ülkede? Bu ülkedeki işsizliğin son bulması için çeşitli hamlelerde mi bulunacak? Üretim ekonomisine mi geçeceğiz? Baktığımız zaman Sayın Erdoğan'ın bu sözleriyle birlikte ülkeyi uluslararası sermayeye peşkeş çekmenin bir itirafının olduğunu görüyoruz. Çünkü aynı hafta aynı kapsamda kiminle birlikte fotoğraf vermiş? BlackRock'un CEO'su ile görüşme, fotoğraf vermiş. Dünyanın en büyük fonlarından biri. Peki bu şirket dünyayı sömüren şirketlerin başında geliyor ve bu şirketin en önemli özelliklerinden biri ne derseniz İsrail'e verdiği destektir. Ve bakın Anadolu Ajansı bundan 3 yıl önce bu şirketle ilgili bir haber yapıyor. Diyor ki İsrail'e destek vermesinden ötürü ABD'de protesto edildiğini haberleştirmiş. İsrail'e silah üreten şirketlerin birçoğunun hissesi işte burada bahsettiğimiz varlık fonunun portföyünde yer alıyor. Gazze'deki katliamdan sonra da bu hisseleri ellerinde tutmaya devam ettiler. Tayyip Erdoğan'ın elini sıktığı bu CEO mazlum Filistin halkının yanında değil katil Netanyahu'nun ve onun destekçilerinin yanında yer almıştır.

Bakın yine aynı şirketi araştırdığımızda dünya genelinde büyük çevre katliamlarının faili olarak görülmektedir. Bir örnekle anlatalım. Bakın, France of the Earth US ve Brezilya yerli hakları artikülasyonu, BlackRock'u Amazon ve diğer büyük ormanların tahribatına karıştığı iddia edilen şirketlere yönelik yatırımlarını bugün küresel iklimi istikrarsızlaştırdığı, ekosisteme zarar verdiği, çevreye, doğaya zarar verdiği yönünde suçlamayla karşılaşıyorsunuz. Buraya baktığınızda da bu yönde suçlamanın muhatabı ilgili BlackRock şirketi. Şimdi 14 trilyon dolardan fazla varlığı yönetiyor. Yani 10 ülkenin toplam kamu harcamalarından daha fazla. Peki daha önce ülkemizde faaliyeti olmuş mu? Hatırlatalım, bakın Erzincan İliç katliamı. İliç’te yaşanan o maden faciası. Orada kimmiş o Kanada merkezi SSR şirketi? Şirketin en büyük hissedarı da yine BlackRock şirketini görüyorsunuz. Ki bu SSR şirketinin, Kanada merkezli bu şirketin dünyanın farklı yerlerinde yaptığı maden araştırmalarında daha teknik, daha doğayı koruyan, daha kapalı sistemler kullandığını, ancak bizim ülkemize geldiğinde her türlü çıkar ve rant ortaklığı karşısında hiçbir tedbir uygulamadığı, doğa tahrifatı yaptığını görebilirsiniz. Açık kaynak incelemesinden dahi bu çıkar.

“MADEN TALANI: 227 BİN FUTBOL SAHASI BÜYÜKLÜĞÜNDE ALAN RUHSATLANDIRILDI”

Şimdi kıymetli yurttaşlarımız, bakın 2012-2024 tarihleri arasında 121.331 hektar orman alanı madenciliğe tahsis edilmiş ve son bir ayda ise… Biz bunu neye göre söylüyoruz? Maden ve Petrol İşleri Genel Müdürlüğü MAPEK. İhalelerinde 34 ilde 146 ruhsat sahası, 162 bin hektardan fazla alan ne yapıyor biliyor musunuz bu? 227 bin futbol sahası büyüklüğündeki bir alandan bahsediyoruz. Hızla şirketlere devrediliyor. Burada biz bunları söylüyoruz. Hemen bakıyorsunuz ülkenin dezenformasyonla mücadele merkezi bir açıklama yapıyor. Diyor ki hemen bunu yalanlıyor. Türkiye genelinde fiili olarak maden üretimi yapılan toplam alan ülke yüzölçümünün binde 1,8'ine tekabül etmektedir. İllere göre hiçbir ilimizde yüzde 1'i dahi geçmemektedir deyip örnekler vermiş. Şimdi buraya baktığınız zaman önceki verilerle bazı illerde yüzde 85'e kadar çıktığını görüyorsunuz. Dezenformasyonla mücadele merkezi de yüzde 1'in altında olduğunu söylüyor. Peki rakamlara bakalım. Buna neyi dahil ediyor biliyor musunuz? Bitmiş, çalışması sona ermiş on binlerce maden sahasına burada yer vermiyor. Ve o yalanlama ofisi yeni ihale edilen ruhsatlara rağmen işte henüz gereken çed izinlerini tamamlayamadığı için fiilen çalışmayan ama ihale edilen yerleri dahil etmiyor. Ve yine ruhsatı verildiği halde henüz ihaleye çıkmayan ama projede gösterilen ihaleye çıkacağı yerleri de dahil etmiyor. Devletin verisine baktığımızda dedim işte Maden ve Petrol İşleri Genel Müdürlüğü yani yüzde 85 devletin verisi bazı illerle ilgili. Bu konuda da çalışma yapan Tema Vakfı.

Şimdi bakın, bahsettiğimiz illerdeki milli parklar, doğal parklar, tarım alanları, kültürel varlıklar, koruma alanları. Hepsi maden sahalarına açılıyor. Ve toplam 29 il yaygın bir şekilde bu faaliyetlerin yapıldığı, yüz ölçümünün yüzde 67'sinde maden sahalarının olduğunu görüyorsunuz. İllere göre bakalım. Bakın, Gümüşhane toplam 100 ölçümünün yüzde 93'ü madencilik ruhsatı verilmiş. Kütahya yüzde 92, Giresun yüzde 85, Uşak yüzde 80, Çanakkale ve Balıkesir yüzde 79, Muğla ormanlarının yüzde 65'i, Ordu'da koruma alanlarının yüzde 91'i, Erzincan ve Tunceli'deki meraların yüzde 66'sı ve ormanların yüzde 52'si için madencilik ruhsatı verildiği tespit ediliyor. Tema Vakfına göre o tarihlerde incelenen 20 bin ruhsatın yüzde 75'inin henüz ihaleye çıkarılmamış yerler olarak açıklanıyor. Yani yeni çıkacak yerlerle birlikte maalesef ülkemizdeki orman tahribatı da oldukça yüksek rakamlara tekabül ediyor. Sadece son bir haftada Yalova'nın yaklaşık iki kat daha fazla bir alanın orman arazisinin madencilik faaliyeti için açıldığını görüyorsunuz. Şimdi bu normal midir? Hangi ülkede bu düzeyde bir yağma gerçekleşmektedir? Şimdi diyeceksiniz ki Cumhuriyet Halk Partisi olarak siz uluslararası sermayeye karşı mısınız? Elbette değiliz. Ancak uluslararası sermaye eğer ülkemizin yatırımına katkı sunacak, istihdama katkı sunacak, ülkemizin doğasını kullanırken, maden sahalarını kullanırken ormanımıza, parklarımıza zarar vermeyecekse uluslararası hukuk normları, çevre duyarlılığı karşısında elbette ki ülkemizin kaynakları kullanılır. Ancak böyle değil.

“KENDİ ÜLKENİZE NİYE BÖYLE DÜŞMANLIK YAPIYORSUNUZ?”

Şimdi çok çarpıcı bir nokta daha var. Bakın bir rapordan bahsedeceğim. Raporun adı Devlet Yardımlarında küresel gelişmeler. Cumhurbaşkanlığı Plan ve Strateji Başkanlığı tarafından Şubat 2026 yılında yayınlanmış. Ne diyor bu raporda? Almanya'da kapatılacak linyit kömürü santralleri için yazılan övgü var. Diyor ki Almanya'nın kömürden çıkış stratejisi kapsamında linyit yakıtlı enerji santrallerinin 2038 yılına kadar erken kapatılmasını teşvik etmek amacıyla 1.75 milyar Euro’luk tazminat paketi. İşte bunun sonuçları ve burada doğayı nasıl korumak? Çevreyi korumak maksadıyla, ülkesini korumak maksadıyla Almanların yaptığına övgü minvalinde, anlamında bir rapordan bahsediyoruz. Buraya kadar hepsi güzel. Peki Allah aşkına Muğla Akbelen'de linyit kömürü için doğayı niye katlediyorsunuz? Yani siz kendi ülkenize niye böyle düşmanlık yapıyorsunuz? Ormanları yok ediyorsunuz. Orada bunun mücadelesini veren Esra Işık’ı tutukluyorsunuz. Başaran Aksu'yu tutukluyorsunuz. Bakın Almanya'yı linyit kömüründen çıktığı için övgüyle bahsediyorsunuz. Sizin Strateji ve Plan Daire Başkanlığı raporu. Aynısını siz doğayı katledecek bir şekilde yapıyorsunuz.

TÜRK TELEKOM İTİRAFI VE 15 MİLYAR DOLARLIK KAYIP

Şimdi biz rakamlarla, raporlarla ne kadar anlatsak karşısına yandaş televizyonları, medyayı alıyorlar. Adalet ve Kalkınma Partisi yöneticilerinin akıl tutulması yani göz göre göre yalan söylediğine şahit oluyorsunuz. Ha çeyrek yüzyıldır ülkeyi yöneten bir iktidardan bahsediyoruz. Çeyrek yüzyıllık bir yönetim. Geçtiğimiz günlerde ne diyor Adalet ve Kalkınma Partisi Genel Başkan Vekili Sayın Efkan Ala? 1990'larda Türkiye'nin dış borcu 38 milyar dolardı. O zaman Telekom'un özelleştirilmesi gündemdeydi. 45 milyar dolardan bahsediliyordu. Özelleştirme yapılamaz diye Anayasa Mahkemesine götürüldü. 10 sene sonra biz onu bir fiyatına özelleştirdik. Neden böyle oldu? Şimdi mesela bu Türk Telekom konusunda bari insan ağzını açmaz. Bu kadar verdiğin zarar sonrası. Şimdi rakamlarla anlatacağım. Bir de bunu tarihe yayarak bir sorumluluk izafe etmeye çalışıyor. Şimdi nereden düzelttim bilmiyorum ama 1990 yılında Türk Telekom yok. Ne var? PTT var. Aynı yıl Türkiye'nin dış borcu bu kadar değil. 52 milyar dolar. Ne oldu? Sonra posta ile Telekom ayrıldı. Türk Telekomünikasyon A.Ş kuruldu 1995 yılında. Dış borçta 73 milyar dolar seviyesine gelmişti. O zaman Türk Telekomünikasyon A.Ş için öngörülen rakam 20 - 25 milyar dolar seviyesindeydi. Bakın diyorum ya nereden düzelteyim? Rakamlar yanlış, tarih yanlış, olaylar yanlış. Peki, Adalet ve Kalkınma Partisi iktidara geldi. Türk Telekom'un yüzde 55 hissesini 2005 yılında geldikten hemen birkaç yıl sonra Öger Telekom'a sattı. Ne kadara? 6,5 milyar dolara. Şimdi bir defa kritik ve stratejik yerlerin özelleştirilmesi milli güvenlik açısından problemlidir. Bunu bir tarafa koyalım. Her şeyi özelleştiremezsiniz. İletişim yani kolay kolay hiçbir ülke kendi iletişimini özelleştirmez. Ancak bakın geldikten sonra büyük kısmı yurt dışı olmak üzere şirket üzerinden 10 milyar dolar temettü çıkardı. Yani yurt dışına para çıkardı. 6,5 milyar dolara aldığı yerden 10 milyar dolar yurt dışına para çıkardı. Peki 2018'de gelindiğinde ne oldu? Türk Telekom’un 3 Türk bankasına 4.7 milyar dolar borcu ödenmedi. Bankalar hisselerine el koydu. Türkiye Varlık Fonu da kamu bankalarını kullanarak buradaki hisseleri geri topladı ve 2022'de Türk Telekom yeniden kamunun, devletin kontrolüne geçti. Yani 6,5 milyar dolara sattınız. Zarar 15 milyar dolara ulaştı. Tabii Öger karını aldı gitti. Kimlerle nasıl burada işbirliği yaptı? Bunlar elbette bir gün yüzüne çıkacak. Şimdi hala bakın bu kadar büyük başarısızlık var. Kamu zararı var. Hala bir partinin düşünün sorumlu partinin Genel Başkanvekili bunu tarihe yayarak kendisinden önceki dönemlere yönelik bir suçlama getirildi. Biz halbuki ne diyoruz Cumhuriyet Halk Partisi olarak? Stratejik sektör diyoruz. Özel sektöre vermeyin diyoruz. Hele yabancı sermayeye hiç vermeyin diyoruz. Ne yapmış iktidar? Vermiş. Ucuza satmışsınız, satıyorsunuz demişiz. Dinlememiş satmışlar. Gayet başarılı bir satış oldu demişler. Kim haklı çıktı? Biz haklı çıktık. Haklı çıktığımız için mutlu değiliz. Çünkü bu kadar para, bu kadar kayıp milletin cebinden çıktı.

“AYDINLANMA DÖNEMİ VE DEVRİMLER GEÇİRMİŞ BU ÜLKE TEK ADAM DÜZENİYLE YÖNETİLEMEZ”

Kıymetli yurttaşlarımız, biz çeyrek asırdır süren bu talan düzenini elbette sizlerle birlikte sonlandıracağız. Genel Başkanımız mitinglerde ifade ediyor. Grup toplantısında ifade ediyor. Belki bu yol, evet acı çekeceğiz, üzüntü duyacağız. Belki daha fazla kumpaslarla karşı karşıya kalacağız. Ama hiçbir otoriter dönemin, karanlık düzenin bir ömür boyu gitmeyeceğini dünya tarihi de bize göstermiştir. Ülkemiz ise ta cumhuriyet öncesine dayanan bir parlamento geleneğine sahip bir ülkedir. Dolayısıyla biz bir aydınlanma dönemi geçirmişiz. Devrimler geçirmişiz. Bu saatten sonra bu ülke bir tek adam düzeniyle yönetilemez.

DIŞ POLİTİKADA İTİBAR KAYBI VE "EŞ DOST" BÜYÜKELÇİLER

Kıymetli yurttaşlarımız, bölgemiz de ateş çemberi. Amerika Birleşik Devletleri ve İsrail'in İran'a yönelik haksız bir saldırısı oldu. Bundan kaynaklı enerji fiyatlarında ciddi artışlar oldu. Bize de yansıyan durumlar oldu. Ve şimdi orada bir müzakere süreci var. Bakın bu müzakere sürecinin önce ülkemize yapılacağı söylenmişti. Ülkemizin dünyadaki itibar için önemlidir. Ama görüyorsunuz görüşmeler önce Umman'da yapıldı. Sonra da Pakistan'ın öncülüğünde yapıldı. Burada biz yokuz. Yani Türkiye olarak bizim burada daha öncü bir rol oynamamız lazımdı. Ancak tabii ülkemizin dış politikası uzun yıllardır ciddi şekilde savruluyor. Atanan Büyükelçiler hariciye geleneğinin dışında Adalet ve Kalkınma Partisi'nin kendi yandaşlarına kadro taşımak, kadro ayarlamak amacıyla kullandığı kıymetli makamlar, yüksek maaşlar aldığı kıymetli makamlar olarak görülüyor. Bir geçici ateşkes oluştu. Tabii bu ateşkesten sonra yani hakikaten ibretlik. Yani bugün Türkiye İran komşu tarihsel olarak ortak geçmişimiz var, yaşanmışlıklar var. Bizim yaptığımız, bizim ülkemizin cumhurbaşkanının yaptığı açıklamayla İspanya Başbakanının yapmış olduğu açıklamaya bakın. Yani aradaki farka, aradaki duyguya baktığınız zaman hakikaten bizdeki içler acısı. Sayın Erdoğan ne Trump'a tek kelime ediyor, ne Netanyahu’ya, ne Amerika'ya, ne İsrail'e. Ortadan ortadan açıklamalar yaptığını görüyoruz. Bunun demin söyledim ya yani niye biz dış politikada ciddiye alınmıyoruz? Bakın geçtiğimiz günlerde Tahran Büyükelçisi şimdi resmini göstereceğim Urumiye Başkonsolosluğunu ziyaret ediyor. Vatandaşlarımıza şunu söyleyelim. Bir ülkedeki yani bizi dışarıda temsil eden büyükelçi gittiği ülkede Türkiye Cumhuriyeti Devletidir. Yani o muameleyi görür. Muhataplık düzeyini öyle düşünmeniz lazım. Bak bu bizim büyükelçi. Allah aşkına şuna bakın. Kot pantolon, deri ceket giymiş. Böylesine bir dünya konjonktüründe vermiş olduğu fotoğrafa bakın. Türkiye Cumhuriyeti Devleti yani yakışıyor mu bu? Hani Monşer diye aşağılıyordunuz önceki dönemdeki büyükelçileri. Önce böyle bir fotoğraf görebilir misiniz? Peki bu böyle. Bakın böylesine bir dönemde bir de hani gördüğümde ben inanamamıştım Dışişleri Bakan Yardımcısı. Ateş çemberindeyiz. Onun hali de bu. Böyle televizyona katılıyor. Ya siz böyle fotoğraf verirseniz sizi kim ciddiye alır dünyada? Hiçbir ciddiyetiniz kalmaz. Ama zararı hep birlikte 85 milyon görüyoruz. Ben daha öncesinde açıkladım yaptığım toplantıda. Yani hele hele Ortadoğu'daki 13 tane büyükelçinin 11'i evlere şendik. Eş dost akraba. Geçmişte hariciyeyle hiç ilgisi yok.

“ASKERİ SAĞLIK SİSTEMİNİ YENİDEN KURACAĞIZ”

Kıymetli yurttaşlarımız, tabii bu ülkeye çok zarar verdi Adalet ve Kalkınma Partisi iktidarı. Ülkeye FETÖ belasını bela etti. Darbe girişimi yaşadık. Ciddi zararlar yaşadık. Geçmiş kumpaslarda birlikte bu ülkenin aydınlarına, akademisyenlerine, askerlerine büyük kumpaslar kuruldu. Darbe girişiminden sonra da ülkenin güzide kurumlarından biri olan GATA askeri hastane, askeri sağlık sistemi kapatıldı. FETÖ bahanesiyle kapatıldı. Yani halbuki devletin kurumları içinde yanlış unsurlar varsa bunları ayıklarsınız ama bir askeriyedeki sağlık sistemi olmazsa olmazdır. Bakın geçtiğimiz günlerde İran'da bir kurtarma operasyonunu izledik değil mi? O kurtarma operasyonu ne gösterdi? Sağlık hizmetinde aynı zamanda askeri kabiliyete haiz olan kimselerin de görev yapması ve bu alanın bulunması ordu için olmazsa olmaz. Çünkü savaşta asıl olan ateş altında yaşatabilmektir. Altın saatler değil altın dakikalar söz konusudur. O nedenle muharebe sırasında askeri sağlık sistemi savunma sisteminin görünmeyen zırhıdır. NATO içinde bu kadar yüksek hareket kabiliyetine sahip ve bir askeri sağlık sistemi olmayan tek ülke pozisyonundayız biz. Bu kabul edilebilir bir durum değildir. Çünkü oradaki sağlık hizmeti personeli askeri eğitim almıştır. Askerdir. Zor koşullarda dayanıklılığa, çalışmaya, mücadeleye, çatışmaya hepsine hazırdır. Ve bu tek bir unsurdan ibaret değildir. Bakın savaş cerrahisi, travmatoloji, psikolojik dayanıklılık, taktik tıp konularında eğitim almış kimselerdir. Bu ülkemiz için ihtiyaçtır. Yani biz buradan Cumhuriyet Halk Partisi olarak söyleyelim. Askeri sağlık sistemini Cumhuriyet Halk Partisi iktidarında muhakkak yeniden kuracağız. Bu alandaki açığı kapatacağız.

“BİR ÜLKENİN BEŞTE BİRİ ŞÜPHELİ OLUR MU, BEŞTE BİRİ ŞÜPHELİ OLAN BİR ÜLKE AYAKTA KALABİLİR Mİ?”

Kıymetli yurttaşlarımız, bakın son başlık olarak da ülkemizdeki adli verilerden bahsetmek istiyorum. Kötü yönetimin sonuçları var. Kötü yönetimin sonuçları size en sonunda bir sosyal patlama, suç oranının yükselmesi, ülkedeki yargı sisteminin her türlü tarafsızlığını yitirmesiyle birlikte bir de ilave işleyemez hale gelecek bir yükle karşılaşması söz konusudur. Ne diyor Adli Sicil İstatistikleri Genel Müdürü 2025 yılı verileri? Sadece suça sürüklenen çocuk tabiri teknik olarak kullanılır 18 yaş altındaki çocuklar için. Toplam dosya 2025'te savcılıklarda gelen dosya sayısı 332 bin 648. Bakın 86 milyon nüfuslu Türkiye. Reşit insanları düşünün. 55 - 60 milyon civarı. 16 milyon 773 bin kişinin adı soruşturma dosyasında geçmiş. Bazılarının birden fazla soruşturma dosyasında var. Ya bir ülkenin beşte biri şüpheli olur mu? Beşte biri şüpheli olan bir ülke ayakta kalabilir mi? Mal varlığına karşı işlenen suçlarda çok büyük artış var. Hırsızlıkta artış var. Mala zarar vermede, yağmada, uyuşturucuda artış var. Hürriyete karşı suçlarda, tehditte artış var. Hakaret suçlarında yani vücut dokunulmazlığı ihlal suçu 1 milyon 39 bin 516 kişi. İnanılmaz rakamlar. Ve işin cezai kısmı böyle işler acısı. Alacak verecek icra dosyasına baktığımız zaman da rakamları şöyle ifade edeyim. Yeni açılanlarla birlikte 2025 yılında önceden devredilen toplam rakam 35 milyon 284 bin 514 dosya. Yani böyle bir rakam tespit edilmiş değil. Her alanda artış var. Şimdi siz diğer davalarla bu icra iflasları birleştirdiğinizde yani 58 milyon yetişkin nüfusunun olduğu bir yerde herkes mahkemelik, herkes icralık, herkesin soruşturma dosyalarında adı geçiyor. Herkes yargılanıyor. Böyle bir ülkede açıktır ki çeyrek yüzyıl sonunda yönetememiş, iflas etmiş, ülkeyi batırmış, ciddi zarara uğratmış. Gerek sosyal açıdan, gerek ekonomik açıdan büyük tahribat vermiş bir iktidar var. Büyük bir enkaz var. Bu enkazından nasıl kurtuluruz dediğimizde bu enkazdan kurtuluşun yolu sandıktır ve bu sandığın en kısa sürede gelmesi için Cumhuriyet Halk Partisi olarak mücadele etmeye devam edeceğiz. Elbette de günün sonunda sizlerle birlikte halkın iktidarını kuracağız ve Türkiye hak ettiği şekilde yönetilecektir.

Ben katıldığınız için hepinize teşekkür ederim. Sorunuz varsa alabilirim.

MACARİSTAN SEÇİMLERİ DEĞERLENDİRMESİ: “DÜNYADAKİ DİĞER OTORİTER LİDERLER DE KALAMAYACAKTIR”

Soru- Bir şunu sormak istiyorum. Macaristan’da seçim sonuçları belli oldu. 16 yıllık iktidar seçimi kaybetti. CHP olarak nasıl değerlendiriyorsunuz?

Zeynel Emre- Bakın dikkat ederseniz biz hep diyoruz yani hiçbir otokrat, hiçbir baskıcı düzen uzun süreli dayanamaz. Yani geniş bir tarih içinde düşündüğümüzde aslında hani bir virgül bir nokta olarak gelip geçer. Ama o dönem içerisinde yaşattığı acılar olur, verdiği kayıplar olur, insanlara çektirdiği sıkıntılar olur. O nedenle yani Orban'ın da orada hep kalmayacağı aşikardır. Dünyadaki diğer otoriter liderler de kalamayacaktır. Ve bakın büyük farkla sonuçlandı. Her türlü baskıcı düzene, haksızlığa karşı büyük farkla halk sandıkta dersi verdi. Ben bunun dünya demokrasisi için önemli olduğunu düşünüyorum. Çünkü dünyada karmaşık ve kaotik bir düzenin içerisindeyiz. Ve biz de içinde bulunduğumuz dönemde daha öncesinden muasır medeniyet derdik. Örnek ülkeler gösterirdik. Şimdi içinde bulunduğumuz coğrafyada dünyaya da model olacak gerçek anlamda bir demokrasi, kuvvetler ayrılığını, medya özgürlüğünü, ifade özgürlüğünü, özgür üniversiteleri ve huzurlu bir Türkiye'yi biz de inşa edeceğiz. Bizdeki düzen de elbette değişecek.

Teşekkür ederim.


Benzer Haberler